açık radyo bülteni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
açık radyo bülteni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2010 Pazar

10/10/10 EYLEMCESİ! - EYLÜL 2010 BÜLTENİ

AÇIK RADYO'NUN EYLÜL 2010 BÜLTENİ

10/10/10 EYLEMCESİ!

Sevgili Dostlar,

Çok ağır bir yıl geçirmekteyiz. Dünya fırın gibi oldu. Gezegenin tarihindeki en sıcak 10 yılı, en sıcak 12 ayı ve en sıcak 7 ayı geride bıraktık. Yıl sonu geldiğinde, muhtemelen gelmiş geçmiş en sıcak yılı geride bırakmış olacağız. Dört bir yanda tüm sıcaklık rekorları kırıldı: Mesela Pakistan'da gölgede 53 derecenin üstünü gördük. Eh, evdeki fırının düğmesini de 53 dereceye getirebiliriz pekâlâ, yemekleri ısıtmak için. Rusya bin yılın en yüksek hararetiyle kavruldu, 15 bin insan sıcaktan öldü, yangınlar çevrede nükleer tehdit yarattı, Sibirya tundralarında 1 milyon kilometrekare (Türkiye'nin birbuçuk katına yakın) donmuş toprağın çözülmesi rekor hıza ulaştı, ülkede tahıl hasatının üçte biri yandı gitti. Rusyadaki sıcak hava dalgası, insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlı olduğu bilim dünyasında tartışmasız kabul edilen ilk felaket oldu

Pakistan'da meydana gelenler ise Kitab-ı Mukaddes'ten alınmış sayfalar gibiydi: Ülkede bir Nuh Tufanı oluştuğunu söylesek abartmış olmayız: Yer-gök suya kesti, gökyüzünün tüm suları Muson olup bu yoksul insanların başına yağdı; ülkede devasa içdenizler peyda oldu, İndus nehri normal hacminin 40 katına çıkarak taştı, bentlerini çiğneyip aştı. Ülkenin beşte biri sulara gömüldü, 20 milyon insan evsiz barksız kaldı, tufandan etkilenenlerin sayısı 40 milyona (Türkiye nüfusunun yarısından fazlasına) ulaştı! İşin fenası, bu çağrının sizlere ulaştığı sırada felaketin ucu bucağı görünmüyordu. Görünmediği gibi, belki daha da kötüsü yoldaydı: 72 bin çocuğun açlıktan ölmesi an meselesiydi!

Öte yandan, Kuzey Kutup bölgesinde deniz buzları görülmemiş bir hızla eriyor, devasa buzdağları kopuyor, okyanusların ısınmasıyla, mikroskobik canlı nüfusun çökmesiyle, denizlerde beslenme zinciri hızla kopuşa doğru gidiyor, Latin Amerika'da, Rize'de rekor yağışlar dağ yamaçlarını yerle bir etti, aşağıdaki evler ve insanları çamur deryasında silip süpürdü. Afrika'nın yoksul ülkesi Nijer'de ise hem sel, hem kuraklık vardı: Katmerli felaket, nüfusun yüzde 80'ini ve 400 bin çocuğu açlık ve kıtlığa mahkûm etti! Gerisi de öyle gitti zaten: Doğu Avrupa'da, Keşmir'de, Hindistan'da, Çin'de, Kuzey Kore'de, Vietnam'da taşkınlar, heyelanlar, seller sular ve yangınlarla hayatları cehenneme dönen milyonlar vardı.

Kısacası, herşey eski bir bilim kurgu filminden çıkmış gibiydi: 7 milyar insan, haşin ve tekinsiz, bilinmedik bir gezegenin üstünde kala kalmıştık ansızın. Küresel ısınma tehdidi yoktu artık. Küresel ısınmanın kendisi gelmişti! Bütün bunlar "olabilir" değildi, olmuştu! Gezegen, devrilme noktalarına çok yakındı. İklimin kontroldan tamamen çıkması birkaç yılın meselesiydi artık.

Ve biz, hararetin tam ortasındaydık. Sıcak başımıza vurmuştu. Önce dehşetli öfkelenmenin ve hemen ardından da sakince harekete geçmenin tam zamanıydı. Temiz havaya ve içecek suya yeniden bizi kavuşturacak, canlılar âlemini koruyarak nesiller arası eşitlik ve hakkaniyeti sağlayacak bir hareketi yaratmanın tam zamanı! Günümüzde liderlerin, siyasetçilerin ve hükümetlerin uyguladığı enerji politikaları hem yoksul ve güçsüz kitleler, hem de gelecek kuşaklar açısından korkunç adaletsizliklere yol açıyor. Politikacıları harekete geçirmek için yıllardır dünyanın dört bir yanında çağrılarda bulunduk, yüzbinlerce dilekçe yolladık, milyonlarca e-mail attık, protesto ve gösterilerde bulunduk. Ama onlar yeterince hızlı bir biçimde harekete geçemediler. Hatta, esas yaptıkları "yeşil badana"dan ibaret kaldı. Yani, en yeşilcinin kendileri olduğunu söylediler, ama fosil yakıt şirketlerinin özel çıkarlarına hizmet eden politikalardan başkasını görmedik onlardan...

Ama artık Yeter! Basta! Tamam!

Bu riyakârlıklara yeter deyip Küresel Isınma ve İklim Krizi konusunda ciddi olduğumuzu göstermek için elimizde her türlü yeterli aracın bulunduğunu göstermenin zamanı geldi.

Gezegenin iklimini istikrara kavuşturmak, küresel adalete ilişkin, ahlâki bir mesele. Bir mânevi sorumluluk. Kendimizi hangi siyasî, ideolojik, dinî, etnik, kültürel gruba, partiye, topluluğa ait hissediyor olursak olalım, farketmez zerrece farketmez. Gençler, gençleri ve dünyadaki diğer canlı türlerini destekleyen yaşlılar, bu harika gezegeni koruyacak etkili bir politika belirlenmesi için önce birleşmek, sonra da vargücümüzle bastırmak zorundayız. Artık şurası açıkça görülüyor ki, dönüşüm ve hareket, ancak kamuoyunu oluşturan bizlerin birleşmesi ve bastırması ile mümkün. Yani iklim krizine "zorunlu müdahil" olmamızla.

10/10/10 tarihini takvimlerimize kaydediyoruz. 10 Ekim 2010 Pazar günü yaşadığımız her yerde EYLEMCE var! Yani, www.350.org öncülüğünde hem dünya çapında bir sürü eylem yapıyoruz o gün, hem de alabildiğine eğlenmeyi planlıyoruz aynı zamanda. Bando mızıkasıyla filan! Ayrıca, bu küresel partide kendimizi hiç de yalnız hissetmeyeceğimiz kesin! Şu çağrı mesajının yazıldığı sırada dünyanın 176 ülkesinden yani neredeyse tüm dünya ülkelerinde aynı anda 5500'e yakın "eylemce" yapılacağı kayıtlara geçmiş durumda. Bu bir dünya rekoru!

Yaratıcı çözümler peşindeyiz: Yerel, yavaş, yatay. Yerel: yani küçük, ama evrensel ve dayanıklı direniş odakları; Yavaş, yani usulca ama hemen ve hızla yürütülen eylemler; Yatay, yani asla bir merkezden değil, web'i de kullanarak fotoğraflarla, fıkra ve hikâyelerle, videolarla, müziklerle, kol kola, omuz omuza, diz dize bir örgütlenme biçimi...

10 Ekim Pazar günü bizler de saat 15.00'de Galatasaray'dan başlayıp Taksim'e kadar müzikli, eğlenceli bir yürüyüş yapacağız. Ardından Taksim Gezi parkında şenliğimiz, sergilerimiz, konuşmalarımız var. Ayrıca, Noam Chomsky ve Richard Falk gibi önde gelen düşünür ve aktivistler de aramızda olacak.

Evet, çok ağır bir yıl geçiriyoruz; burası doğru. Ama 10 Ekim Pazar günü birlikte çalışırsak, birlikte eylem yapar, birlikte eğlenirsek, o günü yılın en iyi günü haline getireceğimiz kesin. Hele, bir de bütün bunları doğru dürüst yapabilirsek, o zaman deli gibi ihtiyaç duyduğumuz siyasi çözümlere doğru da dev bir adım atmış olacağımızın garantisi var. Daha iyi, daha zengin, daha demokratik bir sivil topluma ve daha iyi bir yaşama doğru atılmış büyük bir adım!

Öyleyse, 10/10/10'da Galatasaray ve Taksim'de buluşmak üzere!

Sevgiler, saygılar, selamlar,

Ömer Madra

***

Eylül'de Açık Radyo'da Bazı Konu ve Konuklar

Açık Gazete'de:
Aktivist ve müzisyen Şanar Yurdatapan Düşünce Özgürlüğü İçin İstanbul Buluşmaları'nın 7.sine katılacak konukları ve bu seneki buluşmada nelerin tartışılacağını anlattı; ayrıca, Türkiye küçük Millet Meclisi çalışmalarını sürdürmek için bulduğu orijinal fon bulma yöntemini dile getirdi.
Green Think Tank of Turunch Foundation kurucularından Profesör Dr. Hayrettin Kılıç ve Çevre Hukuku Derneğinden Mukadder Usanmaz ile Türkiye ile Rusya arasında imzalanan ve TBMM'den geçen yeni ikili antlaşma sonucunda Türkiye'nin nükleer reaktör inşa etme macerasındaki son gelişmeleri, bunun maliyet ve bedelini, antlaşmanın Anayasa ve hukuka uygunluğu konusunu konuştuk.
Avukat Mücteba Kılıç, yakında gerçekleşecek İstanbul Barosu seçimleri için yapılan ön seçimde yönetim kurulu aday adaylığını neden koyduğunu anlattı ve kendisiyle "Demokrat Baro Neden Olmasın?" sorusunu tartıştık.

Açık Dergi'de:
Enis Batur'la Kırmızı Yayınları'dan çıkan son defteri "Noksan"ı konuştuk. Açık Dergi gönüllülerinden yazar Aslı Tohumcu, yazar Şebnem İşigüzel'le, İşigüzel'in "Kirpiklerimin Gölgesinde" isimli son romanı hakkında bir söyleşi gerçekleştirdi. Depo'da 1 Eylül'de Halil Altındere küratörlüğünde açılan "Fikirler Suça Dönüşünce" sergisini Altındere ile birlikte çalışan İz Öztat, Kumbaracı50'nin yeni sezonunu ve "Yokuşüstü Müzik" destek konserlerini genel koordinatör Nilgün Kurt anlattı. dört günlük Anapop festivalini Minas Balcıoğlu, Barış K, Taner Öngür ve Özge Somersan, Alan İstanbul'da açılan mimarlık sergisini Efe Korkut Kurt, Nesli Kayalı ve Çağdaş Özcan, "Çoğunluk fillmini, oyuncular Esme Madra ve Bartu Küçükçağlayan ile filmin yönetmeni Seren Yüce, Salon İKSVnin yeni sezonunu direktör Bengi Ünsal, "Mahpus Resim Sergisi: Ömrümüzün Taş Çiçekleri"ni Dışarıda Deli Dalgalar Vatandaş İnisiyatifinden Hüseyin Genç, "Al Gözüm Seyreyle / Güneş Karabuda'nın Yaşar Kemal Fotoğrafları: 1956 2010"u Güneş Karabuda, Hulda Festival'i kapsamında açılan sergileri Ahmet Koman, Mine Şengel ve Yıldırım Arıcı anlattı. 25 - 26 Eylül'de, Salon İKSV'de gerçekleşen Medeski, Martin& Wood konseri öncesi, John Medeski'yle bir söyleşi yaptık.

Açık Şehir İstanbul 2010
"Canlandıranlar Yetenek Kampı"nı Berat İlk, "Gençtopia" sergisini Gül Çağın ve Arzu Arda Koşar, "1. Uluslarası İstabul Trienali"ni küratör Hülya Yazıcı Aktaş, "Dans Platform İstanbul"u Arkın Zirek, "İstanbul 1910-2010 Kent, Yapılı Çevre ve Mimarlık Kültürü Sergisi'ni İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler direktörlüğü'nden Yeşim Kartaler ve sergi küratörlerinden Tansel Korkmaz, "Yunanistan'da Mimari Paralellikler: 19.Yüzyıl Geleneğinden 21.Yüzyıl Değişikliğine sergisini Saliha Kasap, İstanbulda Tarih ve Yıkım /Hayal-et Yapılar projesini Mimar Cem Kozar, "Sahne Kadınların projesini "Filmmor Kadın Kooperatif""nden Yasemin Temizarabacı, "Rumelihisarı Mahalle Şenliği"ni İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı gönüllü programı yönetmeni Murat Alemdar, Sarıyer belediye meclisi başkan vekili ve yürütme kurulu başkanı Adnan Ayber ve Rumelikavağı mahalle muhtarı Cevdet Bayraktar, "Cihangir Insomnia" projesini yapımcı ve oyuncu Birsen Karacan, Stomp ekibinden Johannes Bohun ve Stephan Bohun anlattı. Adalar Müzesi etkinliklerinden Adalar Revüsü, Büyükada'da gerçekleşti. Tuba Zehra Sağlam'ın kaydettiği revü kaydını dinlettik

Ölümünün 15. Yılında Bilge Karasu
Zeynep Altıok Akatlı, Tansu Açık ve Oruç Aruoba konuklarımız oldu.

Açık Radyo'nun bazı programlarında konu ve konuklar:

Dünya Dönüyorda:
Müzisyen Nilüfer Akbal ile yeni albümü Herire'yi konuştuk.

Koku'da: Prof. Dr. Zeki Tez ile "İlaç ve Parfümün Sihirli Dünyası" isimli kitabı üzerine konuştuk.

Dünyanın Cazı'nda:
Senem Diyici'yi ağırladık.

Toplumsal Dönüşüm için Sosyal Girişimcilik'de:
Nilüfer Kadınlar Kooperatifinin kurucusu ve Genel Müdürü Selma Demirelli'yi ağırladık.

Ama'da:
Fotoğrafçı Arif Aşçı konuğumuz oldu.

Hikâyenin Kadın Hali'nde:
Uluslararası Hrant Dink Ödülleri bu yıl Türkiye Vicdani Ret Hareketi'ne
ve İspanyol yargıç Baltasar Garzon'a verildi. Programda Mehmet Tarhan, annesi Hatice ve kardeşi Emine Tarhan'ı konuk ettik.

Sosyal Hareketler Gündemi'nde:
Victor Ananias konuğumuz oldu. Buğday Derneği'nin yanısıra, yeni döndüğü Kazakistan ve son çalışmalarını konuştuk.

Twitter'da:
'Twittercımız' Ozan Sakinin takip ve gayretleriyle Açık Radyo Türkiye'nin en yuksek 2. Twitter takipçi sayısına sahip radyosu oldu!

2 Eylül 2010 Perşembe

ÖRDEK FIRINDA

Ömer Madra

Sevgili Dostlar,
Ağustos ayında dünyanın dört bir yanında tüm sıcaklık rekorları kırıldı: Mesela Pakistan'da gölgede 53 derecenin üstünü gördük. Eh, evdeki fırının düğmesini de 53 dereceye getirebilirdik pekâlâ, yemekleri ısıtmak için. Rusya bin yılın en yüksek hararetiyle kavruldu, 15 bin insan sıcaktan öldü, yangınlar çevrede nükleer tehdit yarattı, Sibirya tundralarında 1 milyon kilometrekare (Türkiye'nin birbuçuk katına yakın) donmuş toprağın çözülmesi rekor hıza ulaştı, ülkede tahıl hasatının üçte biri yandı gitti. Rusya'daki sıcak hava dalgası, insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlı olduğu bilim dünyasında tartışmasız kabul edilen ilk felaket oldu

Pakistan'da meydana gelenler ise Kitab-ı Mukaddes'ten alınmış sayfalar gibiydi: Ülkede bir Nuh Tufanı oluştuğunu söylesek abartmış olmayız: Yer-gök suya kesti, gökyüzünün tüm suları Muson olup bu yoksul insanların başına yağdı; ülkede devasa içdenizler peyda oldu, İndus nehri normal hacminin 40 katına çıkarak taştı, bentlerini çiğneyip aştı. Ülkenin beşte biri sulara gömüldü, 20 milyon insan evsiz barksız kaldı, tufandan etkilenenlerin sayısı 40 milyona (Türkiye nüfusunun yarısından fazlasına) ulaştı! İşin fenası, bu çağrının sizlere ulaştığı sırada felaketin ucu bucağı görünmüyordu. Görünmediği gibi, belki daha da kötüsü yoldaydı: 72 bin çocuğun açlıktan ölmesi an meselesiydi!
Öte yandan, Kuzey Kutup bölgesinde deniz buzları görülmemiş bir hızla eriyor, devasa buzdağları kopuyor, okyanusların ısınması dolayısıyla mikroskopik canlı nüfusun çökmesiyle, denizlerde beslenme zinciri hızla kopuşa doğru giderken, Latin Amerika'da, Rize'de rekor yağışlar dağ yamaçlarını yerle bir etti, aşağıdaki evler ve insanları çamur deryasında silip süpürdü. Afrika'nın yoksul ülkesi Nijer'de ise hem sel, hem kuraklık vardı: Katmerli felaket, nüfusun yüzde 80'ini ve 400 bin çocuğu açlık ve kıtlığa mahkûm etti! Gerisi de öyle gitti zaten: Doğu Avrupa'da, Keşmir'de, Hindistan'da, Çin'de, Kuzey Kore'de, Vietnam'da taşkınlar, heyelanlar, seller sular, yangınlar ve hayatları cehenneme dönen milyonlar vardı.

Kısacası, herşey eski bir bilim kurgu filminden çıkmış gibiydi: 7 milyar insan, haşin ve tekinsiz, bilinmedik bir gezegenin üstünde kala kalmıştık ansızın. Küresel ısınma tehdidi yoktu artık. Küresel ısınmanın kendisi gelmişti! Bütün bunlar "olabilir" değildi, olmuştu. Gezegen, devrilme noktalarına çok yakındı. İklimin kontroldan tamamen çıkması birkaç yılın meselesiydi artık.

Ve biz, hararetin tam ortasındaydık. Sıcak başımıza vurmuştu. Önce dehşetli öfkelenmenin ve hemen ardından da sakince harekete geçmenin tam zamanıydı.

* * *
Ağustos Türkiye'yi de çok sıcak ve gerçekten gerçeküstü bir havada yakaladı. 12 Eylül tarihinde yapılacak Anayasa referandumu tartışmaları bu ay hızla çığrından çıktı; şirazesiz, endazesiz, kontrolsüz ve kıran kırana bir kampanyaya dönüştü. Evetçiler vardı tabii, hayırcılar vardı elbette, yetmez ama evetçiler, vardı, ve dördüncü olarak boykotçular, yani yazar Oğuz Atay'dan ödünç alıp söylersek "ne evet, ne hayır"cılar vardı, bir de, hepsinin dışında, beşinci bir şıkkı seçenler belirdi sonunda: yani ne evet, ne hayır, ne boykot diyenler, yeni bir yol isteyenler...
Referanduma ilişkin kampanya bu kaotik sürecin sonunda artık kampanyalıktan da çıktı ve bir tür maça dönüştü. Aslına bakılırsa, maç metaforu hiç de uygunsuz sayılmazdı: Medyada yalnız kendi "renklerini" gören, "rakip" tarafın renklerine ise tamamen renk körü olan basın organları ezici çoğunluktaydı: Öyle ki, örneğin evetçiler hayırcıların; hayırcılarsa evetçilerin ya da yetmez ama evetçilerin eylemlerini tamamen görmezden gelip, kendi istediklerine uygun gösterilerin katılımcı sayısını ve ruh halini insafsızca abartabiliyordu. Sadece "kendilerine müslüman" olanların bu "maç"ları yeterince düşük seviyede seyrederken, sanal karşılaşmaların (internet grupları, okur mektupları, tweetler, vb) seviyesi beşinci lig, hatta belki de halı saha maçları kalitesizliğindeydi denebilir.

Bu maçlara, siyasilerin belden aşağı da inmekten çekinmeyen meydan-salon-ekran nutuk maçlarını, ayrıca yalnız referandum maçlarını değil, adları bir sürü harfle anılan başka çalkantıları, mesela YAŞ krizlerini, HSYK krizlerini, AİHM'de Hrant Dink davasında Dışişleri'nin -ve aslında tüm ülkenin- Türkiye'yi "savunma" krizini, PKK'nın karakol baskınlarına ilişkin İHA (insansız hava aracı/Heron) görüntü skandallerini, Simon kodlu kitapları, beklenmedik itirafları, internete düşen ve yüksek yargıçlara ait olduğu iddia edilen seslerden referandum komplolarını ve işte bunlara benzer-benzemez irili ufaklı sayısız diğer olayı eklersek, ortaya gayet ilginç bir tablo çıkıyordu. Günün trendine uyar, kodlama yapıp kısaltırsak, SKET diyebilirdik belki de buna: Sinir Krizinin Eşiğindeki ülkemiz yani, Türkiye...

İnsan düşünmeden edemiyor: Acaba bu kadar sıcaklardan mı oluyor bu? Peki, bir de ikinci soru: Küresel ısınma meselesini de referanduma sokup oylasak mı acaba?

Ömer Madra

***

Ağustos Ayında Açık Radyo Konu ve Konuklarından Bazıları:

Açık Gazete: Pakistan'daki büyük sel felaketini ve Pakistanlılara yardım kampanyasını anlatmak üzere, Hayata Destek Derneği program sorumlusu Serap Öztürk konuğumuz oldu; Referandum konusunda: DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün Anayasa referandumunda "Hayır" kampanyasını; Günlük Gazetesi yayın yönetmeni ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) MYK üyesi Filiz Koçali Anayasa Referandumunu "Boykot" kampanyasını; Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) üyesi ve aktivist Şenol Karakaş, sözcüsü olduğu "Yetmez ama Evet" kampanyasını anlattılar; 350.org'un İstanbul'daki uluslararası atölye çalışmasını anlatmak üzere Gökşen Şahin; Lindau'daki uluslararası Nobel bilim toplantıları ve yenilenebilir enerji konusunda gazeteci ve yazar Metin Münir; 10 Ekim 2010 Pazar günü yapılacak küresel 10.10.10 kampanyasını anlatmak üzere 350.org'dan aktivist Will Bates konuklarımız arasında yer alan isimlerdi.

Açık Dergi'de: "Kaş Caz Festivali"ni konuşmak üzere Mesut Murat Yücel, "Ustalara Saygı" buluşmasının nasıl geçtiğini anlatmak üzere etkinliği organize eden Faruk Şüyun, "17. Visible Evidence Uluslararası Belgesel Çalışmaları Kongresi"ni anlatmak üzere Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Can Candan, "Bilgi Üniversitesi Yayınları"nı anlatmak üzere genel yayın yönetmeni Fahri Aral, "Anti-Promethiade"yi tanıtmak için aktör Yetkin Dikinciler, Mucizevi Mandarin'in kuzey ülkelerindeki yolculuğuyla ilgili Aslı Erdoğan, ölümünün 1. yıldönümünde Nezihe Meriç'i anlatmak için şair ve yazar Sennur Sezer, 17 Ağustos depreminin 11. yıl değerlendirmesini yapmak üzere Altın Saatler programının yapımcısı Gürhan Ertür, "Galataperform Görünürlük Projesi 6"yı anlatmak üzere proje koordinatörü Deniz Aygün, Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nin düzenlediği, geçen yıl Ekim ayında yaşamını yitiren akademisyen ve aktivist Dicle Koğacıoğlu anısına her yıl tekrarlanacak makale ödülü yarışması ile ilgili Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Forumu'ndan Ayşe Yüksel ve Olcay Özer konuklarımız oldu. Ayrıca İstanbul Hatırası kitabının ardından Ahmet Ümit Açık Dergi'deydi. Açık Dergi içerisindeki "Bu Köşe Kitap Köşesi"nin yapımcısı Ceyhan Usanmaz ve polisiye romanın kıdemli isimlerinden Ahmet Ümit, Türkiye'de ve dünyada polisiye romanın konumu ve itibarı, mistifikasyon ve resmi tarih ilişkisi, İstanbul'a karşı bir sorumluluk olarak roman yazmak gibi konularda bir söyleşi gerçekleştirdiler

Açık Şehir İstanbul 2010: "Sivil Toplum Diyaloğu-İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hibe Programı"nı anlatmak üzere program sorumlusu Sare Aydın, "İstanbulun Avrupalı Kardeşleri" projesini konuşmak üzere İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kent Kültürü Departmanından Latife Uluçınar, "Tiyatro Okullarda Oyun Yazma Yarışması"nı konuşmak üzere Fatma Yalçın, "Padişah Eğlencesi Sultan-i seyirlik" etkinliğini konuşmak üzere Selen Korat Birkiye ve Alparslan Karaduman, "amberFestival"i ve festivale katılım koşulları ile birlikte "Verikent"i anlatmak üzere festivalin organizasyon komitesinden Nafiz Akşehirlioğlu, "Küçükyalı Arkeopark" projesini konuşmak üzere arkeolog Alessandra Ricci, "İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Turizm Danışma Ofisleri Renovasyon Projesi"ni anlatmak üzere, ajansın Turizm ve Tanıtma Direktörü Özgül Özkan Yavuz, Türkiye'nin ilk göç temalı müzesini anlatmak üzere Lozan Mübadilleri Vakfı'nın başkanı Atilla Karaelmas konuğumuz oldu. Yenikapı Mevlevihanesi'nde gerçekleştirilen sema törenleri ve Mevlevi kültürünü anlatmak üzere Uluslararası Mevlâna Vakfı başkan vekili Esin Çelebi Bayru, "Çocuk ve Gençlik Bienali" projesini konuşmak üzere Gazi Selçuk, "İstanbul ve Orgları" projesini anlatmak üzere proje sorumlusu Leyla Pınar, 25-29 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen "Exlibris Kongresi"ni anlatmak üzere konferansı düzenleyenlerden Hasip Pektaş, "Ramazanda Caz"ı organize eden Hakan Erdoğan bu ayın Açık Şehir İstanbul 2010 köşesinin konuklarıydı.

Ölümünün 15. Yılında Bilge Karasu: Öğrencisi ve yakını Mustafa Arslantunalı, yakın arkadaşlarından çevirmen Fred Stark, asistanı Berna Yıldırım, müzikle ilişkisini anlatmak üzere İskender Savaşır konuklarımızdı.

Cuma Adlı Adamlar'da: Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof Zeynep Direk ve Araştırma Görevlisi Gaye Çankaya ile Fransız düşünür ve aksiyon adamı Jean-Paul Sartre'ın düşüncesi, eylemi, özgürlük anlayışı ve daha birçok yönü üzerine konuştuk.

Hayal Tacirleri'nde:
Tarım ve Gıda Güvenliği uzmanı Özgür Bozçağa ile GDO'lu gıda izinlerini konuştuk.

Evrenin Suyuna Giden Tasarım'da:
Pınar Öncel ve Tuna Özçuhadar konuğumuz oldu. Boğaziçi Üniversitesi'nden Begüm Özkaynak ile Hanehalkı Karbondioksit Bütçesi'nden (belirleyicilerinden) konuştuk.

Toplumsal Dönüşümde Sosyal Girişimcilik'de:
Ayşe Pamucak ile ABD'de sosyal girişimcilik üzerine konuştuk; Friendship isimli kuruluşun kurucusu ve Genel Müdürü Runa Khan konuğumuz oldu.

Hikâyenin Kadın Hali'nde:
Yoga hocası Banu Çadırcı ile yoga, hayat, menopoz üzerine konuştuk.

Orman ve Civarındaki Faydalı İşler'de:
Ayşen Eren ile Ilgaz Dağları ve Küre Dağları Milli Parkı'nda gerçeklestirilen 'Ekoloji temelli doğa eğitimi'ni konuştuk.

Ama'da:
Yazar ve Muhabir Ahmet Şık ile 'Başkasının Acısına Bakmak 2' ve 'MAYIN' projelerini konuştuk.

Terra Incognita'da:
Usta gitarist, müzisyen Akın Eldes ile 2 ay önce yayınladığı son albümü Başka Türlü üzerine konuştuk.

Koku'da:
Prof. Dr. Zeki Tez ile "İlaç ve Parfümün Sihirli Dünyasi" isimli kitabı üzerine bir söyleşi yaptık.

3 Ağustos 2010 Salı

AMA - Temmuz 2010 Bülteni

Ömer Madra

Temmuz ayının iyi haberi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yapılan tarihî zirveden çıkan karardı. Dünya ülkelerinin çoğunun temsilcileri, bu zirvede insanlık tarihinde ilk kez bir taahhüdün altına imza attılar. Yeryüzünde yaşayan her insanın güvenli, temiz içme suyuna erişmesinin ve iyi sağlık hizmetlerine ulaşma haysiyetinin temel bir hak olduğunu kabul ettiler. Yani, temiz suyun hızla tükendiği bir dünyada özel sektörün kalan su kaynaklarına el koymasının, yeryüzü lanetlileri olan yoksulların da yeni ıstıraplara gark olmasının önünü almaya çalışmaktaydılar. Genel Kurul, tükenen kaynaklar dünyasına temiz su bulma çabasını böylece başlatmış oluyordu. Aktivist yazar Maude Barlow'un deyimiyle, insanlığın kendi evrimleşmesi yönünde nadir de olsa attığı adımlardan bir yenisini atma zamanı nihayet gelmişti işte.



Bu kadar basit, temel, mantıklı ve vicdanî bir karar için neden bu kadar geç kalındığını sormanın yeri burası değil herhalde. Bağlayıcı olmayan, ama tüm uluslar için önemli moral ve ahlakî ağırlığı olması beklenen bu kararı, yeryüzünde istisnasız herkese su hakkını tanıyan, hukuken bağlayıcı bir kararın habercisi olarak alkışlayabiliriz. Ne de olsa en azından 10 yıldır dünyada sivil örgüt ağlarının müthiş kararlı mücadelesinin bir meyvesi bu çünkü.



Ama. Tarihi ve iyi haber buraya kadar. Bunun bir de aması var: Genel Kurul toplantısında tam 41 ülke suyu temel bir hak olarak görmeyi reddetti ve oylamaya katılmadı. Bu ülkelerin başını zengin, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler çekiyordu. ABD, Avustralya, Birleşik Krallık, Danimarka, İsrail, İsveç, Japonya, Kanada, ve Türkiye mesela... Peki neden? Bu ülkeler herkesin suya erişme hakkına ve haysiyetine sahip olmasını istemiyorlar mı? Elbette istiyorlar. Ama. Konu o değil. Bu ülkeler böyle bağlayıcı bir kararın altına imza atmadan önce daha fazla veri gelmesini beklemek istiyorlar. Veri derken, konu milyarlarca insanın su sıkıntısı çekmesi meselesi değil. Yoksa, dünya nüfusunun üçte birine yakın insanın su stresi altında yaşamak zorunda olduğu, yarısının da evlerinin bir kilometre yakınında içme suyu bulunmadığı, her 8 saniyede bir bir çocuğun pis sular yüzünden kapıldıkları (pekala önlenebilir) hastalıklardan (yani ana babalarının yoksulluğundan) öldüğü biliniyor. Bunlar ve mesela 20 yıl içinde su talebinin arzı yüzde 40 aşacağı ve korkunç çatışma, savaş ve katliamlara yol açabileceği gibi çok daha fazlası biliniyor. Ama. Başka şeyler bekleniyor işte. Çekimser oy veren ülkeler işi "komisyona" havale etmişler; oradan gelecek yıl gelecek raporu bekliyorlarmış. Ama. Komisyondan gelince de kabul edileceğinin garantisi filan da yok hani. Bekliyorlar. Ama. Mesela Britanya delegesinin söylediğine göre, "Birleşik Krallık, su ve sağlık meselesini bir bağımsız insan hakkı olarak ilan ya da kabul etmek için halihazırda uluslararası hukukta yeterince yasal zemin bulunduğu inancında değil" imiş. Türkiye'nin çekimser kalarak bu temel hakkı reddetmiş olmasının gerekçesi de "komisyondan veri bekliyor" olmasıydı. Yoksa elbette böyle bir hakka karşı değildi. Kimsenin, parasını ödeyemeyeceği için hayat boyu sudan mahrum bırakılmasına engel olacak bir karar çıkmasına Türkiye ya da herhangi bir başka ülke neden karşı olsun ki? Bunun bir vicdan ya da mantık temeli olabilir mi? Ama. Hızla azalan su kaynaklarına özel kârlar için zenginler tarafından el konmasına imkân tanıyan yeni su piyasalarının oluşturulmakta olduğu ışığında bir kez daha bakarsak nasıl olurdu acaba? Bakardık bakmasına...Ama...

Gerisini senin engin ferasetine bırakıyoruz ey okur...

***

Ayın ikinci iyi haberi, "halkın istihbaratı" diye de adlandırılan "Wikileaks" internet sitesinde yayınlanan on binlerce gizli askerî belgede ABD ve NATO işgalinin gerçekliğinin olanca dehşeti içinde apaçık günışığına çıkmasıydı. Özel harp dairelerine bağlı ölüm mangalarının kimsenin gözünün yaşına bakmadan gerçekleştirdiği sayısız yargısız infaz; sivillerin karıncalar gibi kayıtsızca ayaklar altında ezilmesi; Nevada'daki bir üsten binlerce kilometre öteden robotlarla (insansız hava araçları) her yerin berhava edilmesi; ezildiği söylenen Taliban'ın gittikçe güçlendiği, roketlerle helikopter düşürdüğü, yol kenarı bombalarıyla binlerce sivili katlettiğinin itirafı vb... Vietnam savaşının sona erdirilmesinde önemli rol oynayan Pentagon Papers ifşaatının 35 yıl sonra gerçekleşen bir benzeri. Pentagon Belgeleri versiyon 2. de denebilirdi. İşin ilginç yanı, yayınlanan 92 bin küsur belgede, "yeni" olan birşey olmamasıydı. Yani, daha önceden duymamış olsak bile, herhangi birimizin tahmin edemeyeceği, şaşıracağı, "amanın, bu da mı olmuş?!" diyebileceği hiçbir "olgu" içermiyordu bu kayıtlar.

Ama, durun, belki de bir küçük "yenilik" vardı: Yeryüzünde medya'nın vefat ilanı hiç böyle verilmemişti: En büyük puntolar, allar, morlar, kankırmızılar, kefen beyazları, patlangaçlar, patlamalar, tarrakalar ve sessiz motor homurtularını izleyen infilaklarla haykırışlar... Medyanın ölüm ilanı bu büyüklük ve rengi ile yeni sayılabilirdi pekala...

Bu arada iki küçük dipnotu: Bir, Temmuz ayı, işgalin başından beri Amerikan ve "İttifak" ülkeleri açısından en yüksek ölüm rakamlarına tanık oldu, ama: Hem bu rakamla, hem Wikileaks belgeleriyle, hem de Afganistan Cumhurbaşkanı'nın kadın ve çocuklar dahil en az 52 sivili katleden NATO saldırısını kınayan konuşması ile aynı anda Obama yönetimine ABD kongresinden 59 milyar dolarlık ek savaş bütçesi hediyesi de geliverdi.

***

Temmuz'un üçüncü önemli haberi, Bursa'nın İnegöl ve Hatay'ın Dörtyol ilçelerinde, aynı anda hem PKK'ya, hem de derin devlete ait olduğu kolayca farkedilebilen ağır provokasyon ve cinayetlere rağmen linçler, şiddetli çatışmalar ve ağır kitle ölümleri görülmemiş olmasıydı denebilir. Türkiye'de Kürtlerle Türkler arasında bazı bölgelerde savaş lordlarının karşılıklı gayret ve planlarının semere vermesiyle ciddi bir gerginlik tırmanışı olmuş; buna rağmen sıcak savaş çıkmamıştı. Eh bu şartlar altında bu da iyi haberdi. Değil mi ama?



Ağustos sıcaklarının gerçekten daha iyi haberler getirmesi umudumuzu muhafaza ediyoruz.



Ömer Madra



***

Temmuz Ayında Açık Radyo'nun konu ve konuklarından bazıları



Açık Gazete: Chicago Illinois Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Akarca ile tarihsel süreç içinde Türkiye'de seçmen davranışları kapsamında siyasi "taraf değiştirme", yerleşik-göçmen "kavgası", AB'ye bakış, Kürt açılımı, vesayet rejimi, yargının rolü, toplumdaki değişimi en iyi hangi partilerin okuduğu vb. konularını konuştuk. Konuşmayı Açık Gazete için Ali Bilge gerçekleştirdi. Birikim Dergisi ve İletişim editörlerinden yazar Ömer Laçiner ile İletişim Yayınları'nın 1,500üncü kitabını yayımlaması vesilesiyle, İletişim'in serüvenini ve siyaset kültürü içindeki etkisini değerlendirdik; South Center adlı düşünce kuruluşunun baş ekonomisti Dr. Yılmaz Akyüz ile, halen devam etmekte olan dünya ekonomik krizinin etkilerini, Almanya'nın "kötü oyuncu" rolünü, Çin'in oynaması muhtemel rolü ve bu rolü başarıp başaramayacağını, Türkiye'nin durumunu vb. konuştuk. Sohbeti Açık Gazete için Hasan Ersel gerçekleştirdi. Tan Morgül ile uluslar arası vize "kurumu"nun sebeb-i hikmetini, yasallığını, meşruluğunu, ulus-devletin sınırlarını ve bir de Almanya'nın efsanevi Saint Pauli futbol takımının 100. yıldönümünü konuştuk. Milliyet gazetesinden Derya Sazak'la 9 yıllık işgalin ardından Afganistan'ın durumunu, savaşın geleceğini, Vietnam'ın 35 yıl önce biten savaşın ardından halihazırdaki durumunu ve geleceğini konuştuk.



Açık Dergi: Vefatının ardından Füsun Akatlı'yı Seçkin Selvi ile, Samiye Hün'ü torunu ve Şehir Tiyatrosu sanatçısı Çağrı Hün ile, Selmi Andak'ı Müjdat Gezen ile konuştuk.

Sergisiyle Japon seramikçisi Tepei Yamashita, "İstanbul'u Dinliyorum 1950 2010" adlı kitabı ile Ara Güler, "İsmet Sıral Yaratıcı Müzik Atölyesi"ni konuşmak üzere Dost Kip, "Belirsizlikleri Göğüsleyebilme Becerisi" isimli sokak etkinliğini anlatması için Projebirlikte'den etkinlik küratörü Nihan Çetinkaya, Kanserli Çocuklara Umut Vakfı'nın "Aile Evi" projesini konuşmak üzere Prof. Dr. İnci Yıldız ve Ayşe Güvenir, Yeşil Yayla Kültür, Sanat ve Çevre Festivali programıyla ilgili Refika Kadıoğlu, Salzburg Festivali'ni konuşmak üzere Borusan Kurumsal İletişim Müdürü Şule Yücebıyık, Türkiye-Ermenistan Gençlik Senfoni Orkestrası konseri ile ilgili Cem Mansur, Ulus Baker'in doğum gününde Sanat Ve Arzu Seminerleri organizasyonundan Aras Özgün ve Vicdan Filmleri yarışmasının sonuçlarını değerlendirmek üzere Sayat Tekir konuklarımız oldu. Lars Von Trier'in Antichrist adlı filmi vizyona girdi; bu vesileyle, Cansu Akbel'in Lars Von Trier'le gerçekleştirdiği söyleşiyi yayınladık.



Açık Şehir İstanbul 2010 köşesinde 1. İstanbul Opera Festivali'ni Didem Soylu ile, "Çocuk Bakışlı İstanbul"u Revhani Akan ile, Uluslararası Bale Yarışması'nı Nilay Yeşiltepe ile "Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa" yı Arkın Zirek ve Burcu Dağürküden ile, Fotograf Yazokulu'nu Cenk Gençdiş ile, Gelecekten Masallar'ı Sinan Bökesoy ile, Boğaziçi Kıtalararası Yüzme, Kano, Kürek Yarışları'nı Turgay Kıran ile Adalar Müzesi'ni Deniz Koç ve Yeşim Kartaler ile, İsmet Sıral Creative Music Studio'yu Dost Kip ve Sumru Ağıryürüyen ile ve de 5. Dünya Gençlik Kongresi'ni Esat Demirel ve Tuğba Gürsel ile konuştuk.



Ölümünün 15. Yılında Bilge Karasu: Metis Yayınlarından Süha Oğuzertem ve Tuncay Birkan, Bilge Karasu'nun öğrencisi ve Açık Radyo programcılarından Yıldırım Arıcı konuklarımız oldu.



Dünyanın Cazı: Bedri Baykam ve Ali Sönmez'i ağırladık.



Ama: Fotoğraf Vakfı kurucularından Yücel Tunca ile geçtiğimiz yıllarda Türkiyede bir ilk olarak çalışmalarına başlayan Fotoğraf Akademisinden sözü açarak, akademinin yayınlarından Fotoğraf Notları Dergisini konuştuk; belgesel fotoğrafın genç ve aktif isimlerinden Altan Bal'ın 'Bekar Odaları' ve 'Kamyoncular' adlı proje çalışmaları üzerinden belgesel fotoğrafı konuştuk.



Hayal Tacirleri: İKV'den Uzman Özgür Bozçağa ile Su Forumu'nun geçen hafta yayımlanan raporunu Türkiye-AB ilişkileri açısından ele aldık. Aynı zamanda, genel olarak "kokoreç ve medya" eksenine sıkışıp kalan ve 30 Haziran'da müzakerelere açılan Gıda Güvenliği başlığını konuştuk;Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Doç. Dr. Sultan Uzeltürk ile "AB uyumu" kapsamında yapılan anayasa değişikliklerini, anayasa mahkemesinin kararını, referanduma ilişkin gelişmeleri ve bunların müzakere sürecine etkilerini konuştuk; İKV Uzmanı Çağdaş Özenmiş ile AB Dönem Başkanlığı ilk ayını geride bırakmak üzere olan Belçika'nın iç sorunlarla mücadele halindeyken AB Başkanlığı görevini nasıl götürebileceğini konuştuk



Toplumsal Dönüşümde Sosyal Girişimcilik: Akademisyen Burcu Kümbül Güler ile, doktora konusu olan "Sosyal Girişimcilik" hakkında konuştuk.



Orman ve Civarındaki Faydalı İşler: DASK Anadolu Dağ Maratonu katılımcısı Mehmet Ali Özdemir'le Doğa'da Yön Bulma ve Orienteering sporlarını konuştuk.



Ağustosta buluşmak üzere...

8 Temmuz 2010 Perşembe

DOĞRU ŞIK HANGİSİ?

***** AÇIK RADYO HAZİRAN 2010 BÜLTENİ *****
(bültenin açık radyo sitesindeki hali için tıklayınız)

Ömer Madra

Sevgili Dostlar,



Haziran ayı, en iyimser olanlarımızı bile biraz ürkütecek nitelikte bir yığın olayla lebalep doluydu doğrusu. Bunlardan en önemlisi Meksika Körfezi'ndeki büyük kirlenme krizinin süregitmesiydi. O, açık ara öndeydi. Okyanusun dibindeki delikten dünyanın kanı, olanca dehşeti ve müstehcenliği ile fışkırmaya Haziran boyunca devam etti. Öyle anlaşılıyor ki, gelecek Temmuz'da da devam edecek. Ondan sonraki temmuzlarda da. Hatta belki de dünyanın bütün temmuzlarında da... Yeryüzünün bu ağır "kanama"sının nasıl ve ne zaman durdurulabileceği hakkında kimsenin en ufak bir fikri yok çünkü.



Fikrimizin net olduğu tek bir konu varsa, o da şu: yeryüzünde insanların gördüğü veya duyduğu en büyük felakete doğru gidiyoruz. Ve gene öyle anlaşılıyor ki, lav gibi fışkıran petrolün bir şekilde hızla durdurulamaması halinde, Meksika Körfezi bütünüyle mahvolacak. Suyun altındaki ve üstündeki yaban hayatı ve karadaki tüm kadim kültürleriyle birlikte... Dünyadaki dokuzuncu büyük su kütlesi olan ve Akdenizin yaklaşık üçte ikisi büyüklüğünde, bağrında da yeryüzünün en müthiş hayat çeşitliliklerinden birini barındıran bir bölgeden bahsediyoruz.



Körfez'deki büyüyen trajediyi anormal bir durum sayanlar için de ayrıca kötü haberlerimiz var: Mısır'da 26 yıldır devam eden olağanüstü hal rejimi ne kadar olağanüstü bir hal ise, BP'nin patlayan platformunda meydana gelen bu kaza da o kadar olağanüstü. Barış ve dünya güvenliği araştırmaları uzmanı Michael T. Klare, yakın gelecekteki 4 mega-felaket karabasanı şöyle sayıyor: Bundan sekiz yıl sonra Newfoundland'daki dev Hibernia platformuna bir buzdağı çarpması, 3 yıl sonra ABD'nin Nijeryada on binlerce askerle o akla hayale sığmaz kirlilikteki petrol batağında savaşa batması, 10 yıl sonra Brezilya'da Rio açıklarında derin deniz "ön-tuz" petrol platformunu hortum vurması ve 12 yıl sonra Doğu Çin Denizi'nde sualtı doğalgaz yatakları üzerinde Çin-Japon deniz savaşı...



Ayın son gününde önümüze düşen iki haber, içimizde yükselen ya da yükselmesi gereken "âciliyet" duygularını büsbütün kamçılar nitelikteydi: Bu satırlar yazılırken, mevsimin ilk büyük fırtınası Alex, Meksika Körfezi'ne ulaşıyor, tayfunun burgaçlanma hızı saatte 160 kilometreye erişiyor, ham petrol kütleleri dev dalgalarla iyice sahile sürükleniyor, zaten yarım yamalak giden zavallı temizleme çalışmaları da geçici olarak tamamen durduruluyordu.



Aynı günün ikinci ağır haberi de şuydu: ABD, Kanada, Hollanda ve Avrupa'nın önde gelen jeoloji, iklim, doğa bilimleri araştırmacıları milyonlarca yıllık fosiller üzerinde çalışmalarını tamamlamış, bulgularını yayımlamışlardı. Sonuç mu? Dünyanın atmosfere saldığı karbondioksit gazlarının halihazırdaki seviyesi, Arktik bölgelerdeki ekosistemleri "geri dönüşü olmayan" değişimlere sürüklemek için yeterli idi. Yani, Kuzey Kutup bölgelerinde çok yakın gelecekte artık bir daha yaz buzu görülemeyecek, bölgedeki tüm bitkiler ve hayvanlar âlemini derinlemesine etkileyecek olan bu durum insanlık yaşadıkça bir daha asla düzelmeyecek, yani eski haline gelmeyecekti. Bu ısınmadan yeni ve büyük kârlar bekleyen, CO2 seviyelerinin aşılmasını fırsat olarak değerlendirip heyecanlanan dev petrol - enerji şirketleri ve bir de, onlarla işbirliği halindeki güçlü ve zengin devletler dışında, dünyanın geri kalanı için bayağı bir hüsran durumu olduğu varsayılabilir.



Peki kime kızmalı, haklı öfkemizi kime yöneltmeliyiz? Dahr Jamail'in Louisianadan yazdığı gibi, 'dünyanın en kötü güvenlik siciline sahip dev petrol şirketine (BP)" mi? "ABDnin tamamen şirketler denetimindeki sözümona hükümeti"ne mi? Yoksa, fosil yakıt medeniyetinin nimetlerinden ve konforundan milim feragat etmeye yanaşmayıp durmadan söylenmekle yetinen kendimize mi? Belki de doğru cevap, "hiçbiri" şıkkı olacaktır. Belki de tek yol, artık silkinip ataletten kurtulmaktır. Gittikçe büyüyen ve artık önü alınamaz hale gelen bu muazzam çevre felaketlerini, pozitif doğrultuda kullanamaz mıyız? Yine Jamail'in kelimeleriyle sorarsak: "Trajediyi fosil yakıt bağımlılığından kendimizi kurtarma yönünde bir döngü noktası olarak kullanacak yeterlikte bir kolektif irade ve tutkuya" sahip olamayacak kadar âciz miyiz dersiniz?



Doğru cevap için hangi şıkkı işaretlediğinizi bize yazmasanız da olur.



* * *

Ülkenin gündeminde ise Haziran'da şiddet, hiddet, şaşkınlık, şaşırmışlık var gibiydi sanki: Haziran'da Doğu'da ve Batı'da, memleketin birçok yerinde PKK saldırıları, yıllar sonra yeniden Kuzey Irak operasyonları, saldırıları önlemede ihmal iddiaları, ateş açıp karşılık gelmeyince çoban sanma ve yanlışlıkla peşini bırakma durumları, uzun yıllardan beri aynı bölgede kekik toplayarak geçimlerini sağlayan yaşlı başlı köylüleri terorist sanıp peşini bırakmama ve yanlışlıkla öldürme durumları, TÜSİAD'ın Kürt sorununun çözümüne yönelik öneri ve fikirler geliştirmesine karşı CHP'nin Türk işveren örgütünü Kürt terör örgütü ile aynı dili konuşmakla suçlaması, yine CHP'nin, saldırıya uğrayan Gediktepe mevziinde Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'nı "çömelmesini" eleştirip, kendi genel başkanının oraya gideceğini ve asla çömelmeyeceğini, aksine Atatürk gibi dimdik ayakta duracağını açıklaması, Başbakan'ın Atatürk'ün fotoğraflarını örnek göstererek Atatürk'ün da gerektiğinde cephede ve mevzide çömeldiğini ima ederek cevap vermesi, Genelkurmay'ın da aynı ciddiyetle cevap verip çömelmenin askerî bir gereklilik olduğunu açıklaması, BM 2010 Dünya Uyuşturucu Raporu'nda Türkiye'nin uyuşturucu kaçakçılığında en önemli transit ülke olarak yer alması ve Türkiye'yi ABD ve Çin'in izlemesi, bir güvenlik uzmanı profesörün "Askeriye içinde birileri PKK saldırılarını savsaklıyor, bunlar acaba uyuşturucu mu kaçırıyor?" diye sorması, İmralı'da yatan PKK liderininin asılıp asılmaması konusunda bir münazaraya girişilmesi, Ergenekon sanıklarından birinin devam etmekte olan davada kendi tutukluluğunu kaldırmayan hakimler aleyhine Yargıtay'da açtığı tazminat davasını kazanması, ülkenin başkentinin emniyet müdürünün ihale yolsuzluğundan tutuklanmasına karar verilmesi, Ulaştırma Bakanı'nın uluslararası internet sitesi Youtube'un Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı mücadeleye girdiğini belirtip, Türkiye Cumhuriyeti'nin "asla ve asla bunlara prim ve geçit vermeyeceğini" uluslararası camiaya doğru haykırması, Çevre ve Orman Bakanı'nın "Her köye bir orman kuralım. Ne kadar para lazımsa ben göndereceğim. Gerekirse gelip, kendim ağaç dikeceğim" diye coşkulu bir başlangıç yaparak, 40 bin dolayında yeni ormanla, yeryüzünün ilk ve en büyük orman "kurma" projesini dünya âleme ilan etmesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı"nın da çevre örgütlerini Türkiye Cumhuriyeti'nin madencilik sektörünün ilerlemesini durdurmayı hedefleyen, yatırımları durdurmaya çalışan ve ithal edilen yabancı madenlerin fonları tarafından yönetilen lobiciler olduğunu Türk halkına ifşa ve ihbar ederek, "bu oyunlara gelinmemesi"ni istemesi Türkiye gündeminin belli başlı maddelerini bunlar oluşturmaktaydı



Bu maddeleri önem sırasına göre sıralayıp sonra bize göndermeseniz de olur sanki.



* * *



Şuurlarımızın çok daha açık olacağını umduğumuz yeni ayın sonunda buluşmak dileğiyle,



Sevgiler, selamlar, saygılar



Açık Radyo







AÇIK RADYO HAZİRAN 2010 BÜLTENİ





Bazı konular ve konuklar:



Açık Gazete'de:

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı uluslararası hukukçu Prof. Dr. Turgut Tarhanlı ile İsrail'in uluslararası sularda Özgür Gazze yardım aktivistlerine karşı düzenlediği komando baskın ve cinayetlerinin uluslararası hukuk ve genel hukuk ilkeleri açısından değerlendirilmesini yaptık; gazeteci ve yazar İrfan Aktan'la, bir yazısından dolayı TMK çerçevesinde yargılanıp mahkûmiyet kararına çarptırılmasından bir gün önce, basın ve ifade özgürlüğü kavramlarının önemi ve sınırları üzerinde durduk; kayıp yakını Hüseyin Ocak ve gazeteci Yalçın Ergündoğan ile kayıp yakınlarının Ankara'ya yürüyüş eyleminin başlamasından önce eylemi ve gerekçelerini konuştuk, ayrıca 12 - 19 Haziran tarihleri arasında yürütülen eylemi her gün canlı yayında takip ettik; London School of Economics öğretim üyesi ve Filistin Üniversiteleri İçin Britanya Komitesi üyesi Prof. Dr. Mike Cushman ile İsrail'in uluslararası hukuka ve BM kararlarına aykırı politikalarından dolayı İsrail'e Boykot, Yatırımların durdurulması ve Yaptırım uygulanması konusunda konuştuk: mülakatı Nur Deriş çevirdi; Uluslararası Nehirler Ağı ve Nehrin Dostları örgütlerinin kurucularından, 1990-2000 Dünya Günü koordinatörlerinden Mark Dubois ile nehirlerin korunması, uluslararası kalkınma bankalarının reforme edilmesi, bireylerin dünyayı değiştirme gücü konularında konuştuk, mülakatı Açık Gazete adına Uygar Özesmi yaptı ve çevirdi; gazeteci ve yazar Hasan Cemal ile Türkiye'nin Asker Sorunu : Ey Asker Siyasete Karışma adını taşıyan ve yeni yayımlanan kitabını, "ne olacak bu memleketin hali?" sorusunun cevaplarını konuştuk; Duke Üniversitesi öğretim üyesi ekonomi tarihçisi Prof. Dr. Timur Kuran ile Ortadoğunun Batı'nın gerisinde kalmasının tarihsel sebepleri, dinsel tutuculuğun rolü, miras hukuku modern kapitalizmin kurumlarının doğuş ve gelişmesi üzerinde konuştuk; mülakatı Açık Gazete adına Ali Bilge gerçekleştirdi.



Açık Dergi'de:

Italo Calvino'nun "İkiye Bölünen Vikont"unu Altıdan Sonra Tiyatro ekibiyle, "Kargadan Geçenler" sergisini Tayfun Polat ve Oya Yalçın'la, Yahşibey Tasarım Çalışmaları'nı Emre Senan'la, Notos Öykü'nün 22. sayısını Semih Gümüş'le, vefat eden karikatürist Ferit Öngören'i Tan Oral'la, Can Yayınları'nın yeni dizisi "Kırkmerak"ı Faruk Duman'la, "Edebiyatta Savaş ve Barış Atölyesi"ni Görkem Yeltan'la, vefatının ardından yazar Jose Saramago'yu Ümit Şahin'le, "Çağdaş Sanat Manifestoları"nı yazarı Rafet Arslan'la, son romanı "Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba"yı Ferhat Uludere'yle, trubadurları ve Anadolu'daki karşılıklarını Ulaş Özdemir ve Sam Karpenia'yla, "Ma Sekerdo Kardaş? - N'etmişiz Kardaş" kitabını İlhami Algör'le, "Basın ve İfade Özgürlüğüne Sıkılan Kurşunlar: Gazeteciyi Öldürmek" sergisini Yücel Tunca'yla, "Afrikalı, Transgender ve de Gururlu" sergisini Gabrielle Le Roux ve sergi koordinatörü Erdinç Gürel'le, Grup Yorum'un İnönü Stadyumu'ndaki konserini Ali Aracı ve Ali Papur ile konuştuk.



Açık Şehir İstanbul 2010: "Haydarpaşa Garı'nda Bahar"ı Bahar Paykoç, Uluslarararası İstanbul Müzik Festivali'nin programını Yeşim Gürer Oymak, "İmkanmekan" projesini Şebnem Şoher ve Hakan Tüzün Şengün, Avrupa Kültürel Miras Zirvesi'ni ve Europa Nostra'yı Orhan Silier, 12. Uluslararası Geleneksel Sanatçılar Buluşması'nı Ömer Faruk Şerifoğlu, "Sanat ve Arzu" seminerlerini Özge Çelikaslan ve Aras Özgün, 21 Haziran Dünya Müzik Günü ve Müzik Haftası kapsamında düzenlenen etkinlikleri Emre Gözgü, "Efsane İstanbul: Bizantion'dan İstanbul'a Bir Başkentin 8000 Yılı" sergisini Nazan Ölçer, "Su Üstünde Avrupa" projesini Neylan Bowden anlattı.


Barışa Bir Şans: "Mayıs 2010'da, aralarında insan hakları aktivistlerinin, Müslüman, Hristiyan ve Musevi din adamlarının, sanatçıların, Nazi soykırımından kurtulanların da bulunduğu farklı seslerden, renklerden ve hayat görüşlerinden onlarca kişi insani yardım ulaştırmak ve dünyanın dikkatini işgal altındaki insanların dramına dikkat çekmek için altı gemiyle Gazze'ye doğru yola çıktılar.


Uluslararası sularda İsrail ordusunun baskınına uğrayan gemilerde siviller saldırıya uğradı.

Aynı gün ülkemizin güneydoğusunda otuz yıldır kapanmayan yaranın biraz daha kanadığını haber aldık. Sonrasında, her geçen saniye daha fazla nefrete, ırkçılığa, militarizme ve şovenizme dönüşen bir gürültü aklımızı, beynimizi, algımızı, dünyamızı kapladı. Bizler, son yarım yüzyılı kana, öfkeye ve nefrete bulanmış bu toprakların çocukları olarak nefes alabilmek için savaş ve nefret bulutunu kenara itmek ve barışın sesini yükseltmek gerektiğine inanıyoruz. Kendini bildiğinden beri savaşa tanıklık etmiş ve savaşın hiçbir şeyi çözmediğini, aksine nefreti bir çığ gibi büyüttüğünü gören insanlar olarak artık barışa bir şans verilmesini istiyoruz. Bu nedenle, Açık Radyo programcıları olarak sesimizi "Barışa Bir Şans" için çıkaracağız. Nefretin ve zorbalığın değil, barış ve adaletin dünyasında yaşamak isteyen Açık Radyo programcıları barışa dair mesajlarını ve barış şarkılarını hafta içi her gün 10.15-10.30 saatleri arasında "Barışa Bir Şans" kuşağında dinleyicilerle paylaşacaklar. Kampanyaya katılmak isteyen Açık Radyo programcıları, önce barışa dair mesajlarını iletecek sonrasında da barışla ilgili bir şarkı çalacaklar."



Radyo'da Haziran başlarında böyle bir çağrı metni ile yola çıkıldı ve kampanya 9 gün boyunca 10 programda yürütüldü.



Güney Afrika 2010 Dünya Kupası: Açık Gazete ve Açık Dergi'de Alp Ulagay ve Cem Çetin'le Dünya Kupası düzenli aralıklarla izlenip yorumlandı. Bu programlar Temmuz'da da kupanın sonuna kadar sürdürülüyor tabii.



Açık Yeşil'de: Türkiye'nin, kamuoyuna hiç haber vermeden Rusya'ya "ısmarladığı" nükleer santral macerasını konuşmak üzere mühendis Arif Künar, Kadınlar Ekolojik Dönüşümde adlı yeni yayımlanan derlemenin editörü Emet Değirmenci konuğumuz oldu.



Hayal Tacirleri'nde:

Bilgi Üniversitesi öğretim görevlisi Soli Özel ile İsrail tarafından insani yardım gemilerine uluslararası sularda yapılan müdahaleyi konuştuk. Bahçeşehir Üniversitesi BETAM'dan Barış Gencer Baykan ile Dünya Çevre Günü ile bağlantılı olarak Türkiye'de iklim politikasını, AB çevre politikası ve uyum düzeyimizi, Yeşiller'i, dünyadaki son gelişmeleri konuştuk. İKV Brüksel Temsilcisi Haluk Nuray ile Belçika'da 13 Haziran'da yapılan seçimlerin bu ülkenin ve Temmuz'da devralacağı AB dönem başkanlığı görevine etkilerini konuştuk. Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Serhat Güvenç ile son dönemde yaşanan terör olaylarını, "demokratik açılımı" ve genel olarak sorunlu alanları tartıştık. Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Aziz Çelik ile yeni istihdam stratejisi ve Türkiye-AB ilişkilerinde istihdam politikalarını konuştuk.



Toplumsal Dönüşümde Sosyal Girişimcilik:

Uçan Süpürge Kadın Kuruluşu kurucularından Halime Güner ile Türkiye'de Sosyal Girişimcilik üzerine konuştuk.



Toplumsal Dönüşümde Sosyal Girişimcilik'te:

KAMER Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Nebahat Akkoç ile telefon ile bağlantısı kurduk ve Türkiye'de kadın hakları konusundaki sosyal girişimciliğin zorlukları ve çözümleri ve önemi üzerine sohbet ettik. Uluslararası Sosyal Girişimcilik Konferansı üzerine Organizasyon komitesinden Serra Titiz konuğumuz oldu.



Dünyanın Cazı'nda:

Levent Öget; Hami Çağdaş, Can Kocaay ve Billur Kalkavan'ı ağırladı.



Orman ve Civarındaki Faydalı İşler'de:

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'ndan Feyziye Günaydın ve 'Yardım için Koşu' sloganıyla "'ormanda buluşan ve koşan Adım Adım Oluşumu'ndan Evrim Kanbur'la TEGV'i konuştuk.



AMA'da:

Savaş Fotoğraf muhabiri Bikem Ekberzade ve programcılarımızdan Vedat Ozan'ı konuk ettik.



Evrenin Suyuna Giden Tasarım'da: Gönül Paksoy ile kitabı 'Yenilebilir Boncuklar' üzerine konuştuk. Patika Projesi ile sürdürülebilir yaşam üzerine Erol Scott konuğumuz oldu.



Terra Incognita'da:

Müzisyen Erdem Helvacıoğlu'nu ağırladık.

2 Haziran 2010 Çarşamba

İKİ KADIN: NİLÜFER İLE GRETA, İKİ DE ADAM: DAHR İLE MARK

...........Açık Radyo'nun Mayıs 2010 Bülteni...............
(bültenin açık radyo sitesindeki hali için tıklayınız)

Ömer Madra

Sevgili Dostlar,



Sondan başlayıp başa doğru gidelim:



Ayın son günü sabaha karşı İsrail, Gazze'ye yardım götüren 33 ülkeye mensup aktivistlerin gemilerini uluslararası sularda yüzlerce otomatik silahlı komando ile denizden ve havadan, savaş gemileri, hücumbotlar, helikopterler ve uçaklarla bastı, 9 ya da 10 ya da 14 ya da 16 ya da 20 sivili öldürdü, 30 ya da 45 ya da 60 kişi yaraladı, gemideki aktivistlerin terorist olduğunu ve komandolara saldırdığını ve komandoların linçten kurtulduğunu, kendilerini korumak için insanları öldürmek zorunda kaldığını açıkladı, bu haberlere tam bir karartma uyguladı, Batı medyası bu karartmaya uydu, ABD ve Avrupa ülkeleri daima yaptıklarını yaptılar ve bu olaylardan derin üzüntü duyduklarını belirtmekle yetindiler.



Gemi baskını ile aynı gün Türkiye'de İskenderun'da roketlerle Deniz İkmal Destek Komutanlığı'na yapılan PKK saldırısında 6 denizci asker öldürüldü, Türkiye'de iktidar (AKP) ve muhalefet (CHP), çok uzun zamandır ilk kez bir konuda hemfikir oldular: Gemi baskını ile İskenderun'daki roket saldırısının zamanlaması üzerinde "milli şüphe"de ortaktılar.



İsrail, komando baskın ve katliamından hemen önce, nükleer başlıklı füze taşıyan üç nükleer denizaltısını Basra Körfezi'ne soktu ve bunlardan birini daimi olarak orada tutacağını açıkladı; daha önce ırkçı-faşist Güney Afrika rejimine nükleer, kimyasal ve konvansiyonel silah satmak için 1975'te G. Afrika lideri ile şimdiki İsrail cumhurbaşkanının gizli anlaşma imzaladığını gösteren bilgileri yayınlayan Guardian gazetesini yalanladı; İsrail'in gizli nükleer silahları olduğunu açıklamış olan ve bu yüzden 18 yıl yatan teknisyeni Vanunu'yu, Norveçli sevgilisiyle görüşerek yabancı basınla konuşmama yasağını çiğnediği için yeniden 3 aylığına hapse attı; Filistinlilerin evinin yıkılmasına karşı çıkan İsrailli barışçı protestocusu Azra Nawi'yi polise saldırdığı gerekçesiyle hapse attı; düşünür ve muhalif Chomsky'yi "İsrail hükümetinin politikalarına karşı yazıları ve konuşmaları" dolayısıyla, İsrail'e sokmayıp sınırdışı etti; ve barışa bir şans verme ihtiyacı büyük bir iç sızısına eşlik ederken bu trajik şarkı da hiç bitmeyen nakaratıyla hep böyle sürüp gitti



Ne var ki, bu ağır ve yakıcı şarkının içinden, olağanüstü cesur iki cesur kadının her türlü kuru gürültüyü bir anda bastırıveren sesi, hepimiz için umudun ışığını bir anda yükseltiveriyordu:



Birinci kadın, baskına uğrayan gemideki 13 aylık bebeğin annesi Nilüfer Çetin'di; kurutulup döner dönmez şöyle konuştu: "Gerçekten oğluna çok değer veren her anne gibi bir anneyim, ama Gazze'deki binlerce bebek de benim oğlum gibi bebekler Böyle bir organizasyon bir daha olursa, oğlumu alıp gitmekten kesinlikle çekinmem!"



Nilüfer hanımla eşzamanlı olarak, Özgür Gazze Hareketi kurucularından Greta Berlin'in açıklaması dünyada infilak edercesine yankılandı: Gazze'ye yardım götürmek üzere yola çıkan bir yük gemisinin İtalya açıklarında durduğunu, 36 kişi taşıyan bir başka geminin de bu gemiye katılmasının beklendiğini, gemilerin 5 6 günde bölgeye ulaşacağını açıklayan Bayan Berlin, şunları da sözlerine ekledi: "Bu inisyatif durmayacak. Biz İsrail'in sonunda sağduyuya kavuşacağını düşünüyoruz. Gazze'ye uyguladıkları ablukayı kaldırmak zorunda kalacaklar Bunu başarmanın bir yolu da gemileri göndermeye devam etmektir."



***

Öte yandan, geçen bültende haberini verdiğimiz, BP'nin petrol kuyularından Meksika Körfezi'nin içine ve kıyılarına doğru hızla yayılan büyük petrol fışkırması Mayıs ayında da olanca hızıyla devam etti; bu vesileyle BP'nin ve ABD'nin herhangi bir "B planı" olmadığı anlaşıldı; alındığı söylenen tedbirlerin yani çamurla, çerçöple, çikletle çimentoyla, tıkama, yapıştırma, sıkıştırma, emme, süzme, "tepeden öldürme" gibi yüksek teknoloji fikirlerinin hiçbiri sökmeyince, jeologların ve petrol uzmanlarının ifadesiyle, "insanlığın şimdiye kadar hiç görmediği bir çevre faciası"nın başlamış olmasının büyük bir ihtimal olduğu tespit edildi.



İnanılacak gibi değil ama, teknik olanaklar elvermediği için fışkırmanın büyük ihtimalle durdurulamayacağı, denizin altında ve yerin dibinde bulunan o petrol rezervinin tamamen tükenmesine kadar, yani "onyıllar boyu" süreceği belirtildi; fışkırma "şu an itibariyle" durdurulsa bile, bu toksik kimyasal püskürmenin hem insan toplulukları, hem de deniz ve karada yaşayan canlılar üzerindeki etkilerinin "nesiller boyu" süreceği bildirildi bize.



Gezegen boyutundaki bu facia ile ilgili olarak, "Tıkayın artık şu lanet deliği!" diye bağırdığı söylenen Obama'nın hükümeti hiçbir anda devreye girmedi, olağanüstü korkunçluktaki facia için olağanüstü hal ilan etmedi, fışkırmanın miktarı hakkında tek açıklama yapmadı, ölümlü kazanın ve çevre yıkımının sorumluları hakkında cezai soruşturma başlatmadı; öte yandan, ucuz petrolün topluma ve gezegene kaça mal olduğu, yani gerçek maliyeti hakkında BP'den ve diğer enerji şirketlerinden herhangi bir yorum gelmedi; BP ile ABD enerji bakanı arasındaki parasal ilişki hakkında bir açıklama yapılmadı; açıkta (offshore) petrol aramalarının durdurulduğu, askıya alındığı, yasaklanacağı söylenmesine rağmen bunların hiçbirinin yapılmadı ve delme çalışmaları her yerde tam gaz sürdü ve bültenimiz baskıya girdiği sırada "del bebek dell!" şarkısıyla horalar tepilmeye devam edildi



Ne var ki, bu budala ve manyak ölüm dansının içinden gene de bir umut çıkıverdi âniden: Irak savaşının insanı maliyetini hesaplayıp belgeleyen, yeni kuşağın en cesur bağımsız gazetecilerden Dahr Jamail'in, ödüllü sinemacı ve tecrübeli dalgıç Mark Manning'le birlikte bu yeni tarihî krizin maliyet muhasebesine girişmek ve yalanları belgelemek, hesap defterlerini açmak üzere Meksika Körfezi'ne doğru yola çıkması, yine hepimiz için hiç azımsanmayacak, gayet önemli bir umut kaynağı oluşturmaktaydı.



Evet, bağımsız cesur meslekdaşımız Studs Terkel'ın bir zamanlar yazıp söylediği gibi aslında: Umut, en son ölür.



Ömer Madra



* * *

Açık Radyo'da Özel Program:

27 Mayıs Darbesi. 1960 tarihinde gerçekleştirilen ve 20 yıl boyunca Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutladığımız, yakın tarihimizdeki askerî darbeler silsilesinin başlangıcı olan 27 Mayıs'la ilgili sorulması gereken pek çok soru olduğunu düşünerek, programcımız Ali Bilge ile birlikte 4 bölümlük özel program dizisi hazırladık. 50 yıllık ses kayıtlarını, arkadaşımız Didem Gençtürk yayına hazırladı ve monte etti.



Açık Gazete'nin konu ve konuklarından bazıları:

Yaşam Hakkına Saygı Derneği'nden Özgün Öztürk ile "Et Gerçeği" (Meat The Truth) ve küresel iklim değişikliği üzerine konuştuk; Yuvarlakçay Platformu'ndan Avukat Berna Babaoğlu Ulutaş ve Yuvarlakçay'da HES yapılmasına direnen köylülerden Durkadın Yorulmaz'la hukuki ve sivil direnişin çeşitli boyutlarını konuştuk; gazeteci Hamza Haktan'la Londra'dan canlı bağlantı yaptık, Britanya Seçimlerini ve II. Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk koalisyona yol açan bu seçimin "devrim" niteliğindeki ilginç yönlerini konuştuk; Hrant'ın Arkadaşları'ndan Hayko Bağdat'la Dink cinayeti davasını, geleceğini, adalette eşitlik sağlanıp sağlanamayacağını konuştuk; Fransa'dan akademisyen Michel Marian'la Ermeni Tabusu Üzerine Diyalog'u programcılarımızdan Ahmet İnsel, gerçekleştirdi, programcılarımızdan Nur Deriş de simültane olarak çevirdi.



Açık Dergi'nin konu ve konuklarından bazıları:

Türkiye İnsan Kaynakları Vakfı'nın yeni projesini TiKAV temsilcileri ve müzisyen Ege Çubukçu ile, konuştuk. Yayın hayatında 20. yılına giren, Türkiye'nin en uzun soluklu tiyatro dergisi "Tiyatro Tiyatro" nun yeni halini, derginin yazı işleri münürü Nalan Özipek'le, Seyyar Sahne'nin Oğuz Atay,Tezer Özlü, Leyla Erbil, Fethiye Çetin ve Soren Kierkegaard ile yolculuğunu Celal Mordeniz'le, Türkiye Tarihi Evlerini Koruma Derneği'nin Çanakkale'ye ayırdığı 28. Tarihi Türk Evleri Haftasını, programcılarımızdan İncila Bertuğ ve Prof. Cengiz Eruzun'la, Andante Klasik Müzik Ödülleri'ni derginin yöneticisi Serhan Bali ile, Seramikçi Füreya Koral'ı doğumunun 100. yılında Seramikçi Ayfer Karamani ile, konuştuk. Tiyatro Festivali kapsamında sahneye konulan Altıdan Sonra Prodüksiyonu "İkiye Bölünmüş Vikont"u, oyun ekibi ile, Çıplak Ayaklar Kumpanyası'nın son gösterisi "Ararken"i Maral Ceranoğlu ile Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu içerisinde faaliyet gösteren "Tiyatro Bağlamında Kültürel Çoğulculuk Çalışma Grubu" tarafından organize edilen Kültürel Çoğulcu Tiyatro Günleri'ni, konu ettik. Tiyatro Boğaziçi'nden Fırat Güllü bu yıl 19. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri kapsamında "İki Yazar İki Gün" başlığı altında düzenlenen "Beki L. Bahar Tiyatrosu" ve "Hagop Baronyan (Avangard Bir Osmanlı Tiyatrocusunun Anısına)" başlıklı etkinlikleri, "Sokaktan Al Haberi" şenliğini, Oğuz Yazıcı, Marissa Aroyo ve Seda Salihoğlu ile, Hekate'nin Şarkısı adlı oyunu yönetmeni Engin Alkan'la, "Mesele" adlı performansı, koreograf Talin Büyükkürkçiyan ile, ÇEKÜL Vakfı'nın "7 Ağaç İçin Ritim" adlı bir etkinliğini, programcılarımızdan Raife Polat'la, "Amerikanın kendi çocuklarını" öldürdüğü Ohio-Kent State katliamını 40. yıldönümünde, Buffalo Springfield ve Neil Young eşliğinde Halil Turhanlı ile konuştuk.





Açık Şehir İstanbul 2010 köşemizde;

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajanası Görsel Sanatlar yönetmenliğinin İstanbul'da Yaşıyor ve Çalışıyor isimli projesinin son davetli sanatçısı Sophie Kalle, Ekolojik Pazarı konuşmak üzere Gizem Altın Nance konuğumuz oldu. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali'ni, genel sanat yönetmeni Cengiz Özek'le konuştuk. "Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri"nin onbirincisini ajansın kent kültürü yönetmeni Yeşim Yalman ve gönüllü programı koordinatörü Murat Alemdar'la, İstanbul 2010 dergisinin yeni sayısını yayın yönetmeni Lalehan Uysal'la, Kadırga Mahalle Şenliği'ni anlatmak üzere, mahalle muhtarı Murat Hakverdi, mahalle sakini Nezahat Kalaycı ve 2010 Gönüllü programı Şenlik koordinatörü Fırat Şahin konuğumuz oldu. Avrupa Üniversiteleri Tiyatro Şenliği kapsamında düzenlenen Sempozyumu konuştuk. "Klişeleri Kırmak Servisi" projesini konuşmak üzere Veronica Bernard, "İstanbul Otherwise" adlı projeyi konuşmak üzere Arzu Göknar, Zeynep Şengel ve Koray Özgen konuklarımızdı. 17 Mayıs Pazartesi günü başlayan "Genç Sokak" adlı Kültür Sanat Festivalini konuştuk. 7 senedir İstanbul'da yaşayan, İsrailli besteci ve perküsyon sanatçısı Yinon Muallem'in sanat ve müzik yönetmenliğinde gerçekleşecek konseri, Muallem'le canlı yayında konuştuk. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında, Arkitera Mimarlık Merkezi'nin organize ettiği Açık Kapı Festivali'ni anlatmak üzere Arkitera Mimarlık Merkezi'nden programcımız Ömer Kanıpak konuğumuz oldu. "İstanbul Baskısı" Fotoğraf Sergisi ile ilgili Aysun Öner, Uluslararası Tiyatro Festivali'nde sahnelenen "Malafa" adlı oyunu anlatmak üzere, yönetmeni Murat Daltaban konuğumuzdu.



Açık Radyo Programlarından bazılarının konu ve konukları:



Terra İncognita'da müzisyen Saygun Arpalı konuğumuz oldu.



Toplumsal Dönüşümde Sosyal Girişimcilik programında Ercan Tutal ile Alternatif Kamp, Düşler Akademisi, Social Inclusion Band'de yapılanların yanısıra Sosyal Girişimcilik üzerine söyleştik.



Orman ve Civarındaki Faydalı İşler programında Gökdağ Göktepe ile Toplum Gönüllüleri (TOG) üzerine konuştuk. Prof. Zerrin Bayrakdar ile İstanbul'un ulaşım problemlerini, 3. Köprü meselesini, Istanbul Ormanları üzerinde oluşturduğu tehditleri ile alternatif çözüm önerilerini konuştuk.



Hayal Tacirleri'nde, İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ile İspanya Dönem Başkanlığı kapsamında Türkiye-AB ilişkilerini, 9 Mayıs Avrupa gününü, Yunanistan'daki olayları ve AB'ye etkilerini, Anayasa çalışmalarını konuştuk. İKV Uzmanlarından Özgür Bozçağa ile "ithal et" tartışmaları ekseninde Türkiye-AB ilişkilerinde gıda güvenliği konusunu ele aldık.



Punk'Art programında, Mesele Dergisi'nden Foti Benlisoy ile Yunanistan emek tarihini ve son günlerdeki eylemleri konuştuk.



Dünya Dönüyor'da Nükhet Duru ve Erdener Koyutürk konuğumuz oldu.



Bir programında, Dr. Ulrich Randoll ve eşi Sema Randoll ile Matrix Ritim Tedavisi'nin öyküsünü ele aldık. Reiner ve Manu Szcypior ile "Homa Terapi" ve "Agnihotra" konuştuk.



Koku'da Bihter Türkan Ergül ile kişiye özel ve kurumsal kokular ile "defne" konusunda konuştuk. Niso Kalaonra ile Ticari ortamlarda koku duyusunun satış arttırıcı bir pazarlama öğesi olarak kullanımı, marka kimliğinin bir parçası olarak koku ve profesyonel ortam kokulandırma sistemlerini konuştuk.



Evrenin Suyuna Giden Tasarım'da Afacan Buluşma Merkezi'ni, Nevin Başaran Alkan ve bu merkezi deneyimlemiş çocuklarla konuştuk. Hakan Gürsu ile 2009 IDA ödülünü konuştuk



Dünyanın Cazı'nda Murat Beşer, Serhan Bali ve Eyüp İblağ konuğumuz oldu.



Ama'da Cenk Gençdiş ile yolu, gitmeyi, kaydetmeyi, kaydetmek için gezmeyi konuştuk.



Karanlığın Çocukları'nda Giovanni Scognamillo konuğumuz oldu.



Vefat:

Açık Şemsiye ve Açık Beyin programlarımızın yapımcılarından Hakan Gürvit, annesi Semiha Gürvit'i kaybetti.



* * *



Haziran'da daha da umut ve mücadele dolu haberlerle buluşmak üzere



Açık Radyo